OCAK 2019

OCAK 2019


KUSHİM İN SOYU KURUYACAK MI ?

 

Değerli meslektaşlarım değerli muhasebe ailesi;

 

Son birkaç yıldır artan bir ivme dünyada ve ülkemizde "Dijitalleşme ve Mesleğimizin Geleceği" sorusu üzerinden bir tartışma yürütülmekte.

 

Bu tartışma ile aynı zamanda meslek bitiyor mu sorusuna yanıt aranmakta gibi duruyor.

 

Ve her tartışmada olduğu gibi yandık bittik mahvoldukçular ortaya çıkıp başlıyor tepinmeye. İstatistikler paylaşılıyor gelecekte olmayacak meslekler listesinin şurasındayız, burasındayız.

 

Meslek elden gidiyor diye dövünürken öte yandan birileri de ölüsünden nasıl post çıkarırız telaşında. Yeni bir ad bulalım,tanımlayalım ve yeni ismiyle yaşamına devam etsin biz de yeni unvanlarımızla mabadı kurtaralım.

 

Her iki anlayışı da tebessümle izliyorum ve işleri süreç analizi olan bu kişilerin bu abuk subuk analizlerle hali hazırda işimizi nasıl yaptıklarını ve aramızda ne işleri olduğunu düşünüyorum.

 

Mesleğimizin bir süreç olduğunu fark etmekle başlayacak her şey ve bu süreci yürüten kaydetme, sınıflandırma, özetleme, raporlama ve analiz fonksiyonlarını tanımakla.

 

Nerden başlasam derken Yuval Noah Harari’nin “SAPIENS” adlı eserini okurken önüme geliverdi.

 

Muhasebe neydi? Nerede başlamıştı ki?

 

Bakın Harari ne bulmuş:

 

“Yazı somut işaretler aracılığıyla bilgi depolama yöntemidir. Sümer yazı sistemi bunu İki tür işareti birleştirerek başardı ve bunlar kil tabletlere yazılıyordu. Bu iki tür işareti birleştiren Sümerler böylelikle başka hiçbir insan beyninin ya da hiç bir DNA zincirinin saklayamayacağı veriyi saklamayı başardılar.

 

5000 yıl önceki atalarımızdan bilgece sözler kaldığını umarsak büyük hayal kırıklığı yaşarız. Çünkü bize bıraktıkları en eski mesajlar “ 29.086 ölçü arpa 37 ay Kushim “ gibi şeylerdi. Bu da aşağı yukarı şu şekilde çevrilebilir “37 ayda toplam 29.086 ölçü arpa teslim alındı imza Kushim”

 

Kushim belirli bir kişinin adı olabileceği gibi bir idari görevlinin ismi de olabilir eğer bu birinin ismi ise tarihte adı bilinen ilk insan Kushim olabilir. Tarihteki eski insanlara verilmiş tüm isimler modern icatlardır. Örneğin göbekli Tepe'yi inşa edenlerin oraya ne dediği bilinmiyor. Yazının ortaya çıkması ile birlikte tarihi, o dönemin yaşayanların gözünden okuyabilmeye başladık. Kushim’in komşuları onu çağırdığında gerçekten de Kushim diye çağırmış olabilirler.

 

Tarihte adı yazılmış ilk insanın bir peygamber,şair veya büyük bir komutan değil de bir muhasebeci olması çok anlamlıdır.

 

Evet, uygarlığın başına atılmış imzadır mesleğimiz. Elbette ki toplumların ticari, sosyal, siyasal ilişkileri gelişip dönüştükçe de değişip dönüşecektir. Zamanın ruhuna göre bazen kayıt bazen raporlama bazen analiz öne çıkacaktır. Ama hep muhasebe olacaktır.

 

Bu gün bizler o ilk imzanın temsilcileriyiz ve eminim ki son imza da bizim olacaktır.

 

Bütün mesele; mesleki kurallar ve işleyişlerdeki değişikliklere uygun bir meslektaş grubu olmak, çocuklardaki büyüme ağrıları gibi dönem dönem yaşanacak gelişim ağrılarından kriz çıkarmamak, hatta çıkacak bu krizlerde belli bir azınlığı mutlu kılmaya çalışacak işler yapmamak.

 

Ne yazık ki tam da bu noktada GERGEDANLAŞMAYA başlıyoruz.

 

12 Aralık 2017 tarihinde Prof. Dr. Erol Manisalı Cumhuriyet Gazetesi'ndeki köşesinden “Gergedanlaşmak üzerine gezintiler“ yazısından sesleniyor hepimize.

 

“Hitler faşizmi Avrupa’yı işgal ettikten sonra Romen yazar Ionesco, 1958’de Gergedanlar’ı yazmıştı. İnsanların Hitler yönetiminin baskıları sonucu nasıl “gergedanlaştığını” gözler önüne sermişti.

Toplumların “toplum olmaktan koparılıp topluluklaştırılması”: hele hele gergedan topluluğu misali baskı, saldırı ve şiddet ortamını “benimseyerek” insanlıktan çıkmalarını Ionesco çarpıcı bir biçimde sergilemişti.”

 

Devam ediyor Manisalı :

 

Ölüm, şiddet ve baskı ,yarış halinde: toplumlar topluluk (sürü) haline dönüşmüşler. Sürü olunca da “gergedanlaşmak” alışılan, kabul edilen, olağan sayılan hale geliyor…

Geçen yaz tatil yaparken bir dağın yamacında, bir zeytin ağacının altında ülkedeki gergedanlaşmaktan nasıl koktuğumu karalamaya çalıştım. Aynen bana, 1987 yılında, 1933’te gergedanlaşmaktan korktuğu için  Atatürk Türkiye’sine sığınan Prof. Fritz Neumark’ın dediği gibi: “Erol Bey, Hitler Almanya’sında birçok arkadaşım Hitlerleşmeye (gergedanlaşmaya) başlamışlardı. Onlardan biri olmamak için Türkiye’ye sığındım.”

Zeytinin gölgesinde bunları düşündüm ve inatla gergedanlaşmaya karşı koymaktan başka yol olmadığına inandım. Her şeyin aynı zamanda hiçbir şey olduğunu düşünerek “Gergedanlaşmak” kitabımı yazdım.

Sanatta, kültürde, ekonomide ve siyasette “gergedanlaşmak” bir bütündür. Birleşik kaplar misali birbirlerine “dışsallıklar” sağlarlar. Sanatçıların, siyasetçilerin, işadamlarının, güvenlikçilerin birçoğu da gergedanlaşmaya başlarlar.

“Her şeyin, hiçbir şey haline dönüştüğü” bir ortamdır bu, ortalığı gergedan sürüleri kaplamıştır artık.

 

 

 

İşte mesleğe ait bu basit evrimsel dönüşümü bir facia halinde yorumlayıp öfkeyle mesleğe saldırmak, ya da bu artık ölüyor başkasına geçelim aymazlığı ile yeni masallar uydurmaya çalışmak, örgütler üretmeye çalışmak bizim mesleki alandaki gergedanlaşmamız oluyor.

 

Oysa ne kadar basittir evrim.

 

Modifikasyon, mutasyon, adaptasyon dönüşümün tamamlanması.

 

Ortama uyanlar yaşarlar (doğal seçilim) ilkesine göre hareket etmemizi sağlayarak yürüyeceğimize gergedanlaştıkça sonumuzu bekleyen sürülere dönüşeceğiz.

 

Günümüzden somut örnekler vermeyi şimdilik erteliyorum. Lafın tamamı aptala söylenir derler.

 

Soruyor Manisalı :

 

“Ya “toplum” olacağız ya da gergedan sürüleri misali topluluk ve kalabalık olup birbirimize saldırmayı sürdüreceğiz.”

 

 

Herkes aynaya bakıp şu soruyu sormalı: “Acaba ben de gergedanlaşmaya mı başladım?””

 

"Kushim’ in soyu kuruyacak mı ?" Uygarlığa atılan ilk imzanın sahipleri o son imzayı atana kadar uygarlık için görevinin başında olacaktır.

 

2019 yılının insanlık ailesinin hak ettiği yaşama kavuştuğu; renk renk yelekler giymeden, gaza, suya, dumana bulanmadan taleplerini karşılayabildiği bir zamanın başlangıç yılı olmasını dilerim.

 


Tarih: 31 Aralık 2018
(100 okunma)