|
TEMMUZ 2017
Sevgili meslektaşlarım değerli muhasebe ailesi
Her temmuz ayı olduğu gibi geleneksel Mali Tatil geyikleri ile başladı temmuz ayımız. Sosyal medyanın da engin katkıları ile bazı meslektaşlarımızda iyice coşuyorlar ortamda ilgiyle izliyoruz. Ancak benimde içinde bulunduğum bir grup mali tatili bir yandan ti ye alırken bir yandan da verili koşullarda çok anlamlı olmadığını düşünüyoruz. Sürekli verilen adli tatil örneği de fazla incelenmeden konuşulduğunu gösteriyor. En çok güldüğümde” 24 günde yetiştiremediğimiz beyanları tatil dönüşü 5 gündemi bitireceğiz “ sızlanması. Bu şekilde sızlananların alternatif önerileri kara mizah. Temmuz ve Ağustos ayı bildirimlerini ağustos ayında birlikte yapalım. Eeee sevgili kardeşim iki ay birleştirilse ne olacak hesapladın mı hiç ? 24 günde 1 ayını bitiremediğin işi 35 günde 2 aylık olarak birleştireceksin. Mali tatil meselesini bu şekilde sürrealist yaklaşımlarla ele almak çokta faydalı olmayacaktır diyorum. Her iş kolunda olduğu gibi tüm meslektaşlarıma ve büro çalışanlarına yaz ve kış aylarında kendilerine belirli bir süre planlayabilecekleri bir tatil ve bu tatili karşılayacak gelir diliyoruz. Ve esas mücadele hedefimizi de bu noktaya koyuyoruz. İnsanca çalışma düzeni ve sürdürülebilir gelir. Değerli meslektaşlarım mesleki örgütlülüğümüzde olduğu gibi ülkede de hızlı bir gündemle adeta koşturarak yaşıyoruz. Haziran ortasında yaşamımıza giren “adalet” yürüyüşü 9 Temmuzda Maltepe’de milyonluk bir mitingle final bulurken hem hükümet hem de muhalefet çevrelerinde bir kere daha adaletin ele alınması gündeme alınması katkısını sağladı. Aynı anketlerde hükümet çevrelerinin yaptırdığı anketlerde halkın % 70’inin adalet mekanizmalarına güven duymadığı sonucu içimizi burkarken hükümete oy veren seçmen kitlesinin % 35 inin adalet yürüyüşünü anlamlı bulması bu konudaki sıkıntıda toplumsal mutabakatın yakın olduğunu gösterdi. Bizde bir kere daha hatırlatalım adalet herkes içindir. Ve Bakunin namlı filozofun dediği gibi hukuk’a iktidarların fahişeliği rolünü asla vermemeliyiz. Yine Temmuz ayında 15 temmuz darbe kalkışmasının birinci yılına 20 temmuz OHAL dönemini birinci yılına ereceğiz. Aradan geçen 1 yıla ve OHAL le geçen 1 yıla rağmen 250 insanımızın canına mal olan girişimin ne kadroları ne siyasi düzenleyicilerinin ne de karargâhının ortaya çıkarılamamış olması şaşırtıcıdır. Hepimizin ve kamera merceklerinin gözü önünde tezahür eden bu olayların filanca cemaat tarafından yapılmıştır iddiası dışında somutlanamaması OHAL deki sürekli uzatmaları da “işverenlere kıyak olsun” diye yapıldığını söylemeye gidecek bir yola sokmuştur.. Bu arada temmuz ayı içinde ekonomi çevrelerince neredeyse hiç tartışılmayan ya da gürültüsü yapılmayan BASEL kriterlerini esnetme kendimize göre güncelleme gibi eğilimler paylaşıldı kamuoyu ile. Bu eğilimlerde yerli-milli hamaseti üzerinden bir tık sonrasında uluslar arası bankacılık birlikteliği tutumunun ters yüz edilmesi ile finansman işlemlerinde uluslararası değerlerden uzaklaşıp kendi kendimize kurallar belirleriz keyfiliği yüzeye vurmakta. Böylesi bir durumda Finansman tarafından muhasebe tarafına döndüğümüzde yeni süreçte muhasebe politikalarının nasıl izleneceği, mali raporlamada göze alınacak çerçevenin ne olacağı baştan sona yenilenebilecek gibi durmakta ve bu sürece bağlı olarak muhasebeleştirme sürecinde de sıfırlamaya gideceğiz gibi görünmekte. 21 yy da dünya artık bir küçük köydür diye yazıp çizen sermaye akışkanlığına ve sınır tanımazlığına methiyeler düzen bunu amentü edinen yurdum liberallerine bu küçük köye bile tahammül edemeden kendi mahallesine çekilmenin ne anlama geleceğini anlatmalarını salık veriyorum. Bu yerelleşme ve yalıtma sürecinin gelecekte hangi mecralara gideceğini sormak istiyorum. Varsa okurlarımız arasında bulunanların bu konuda yorumlarını ve öngörülerini paylaşmalarını istiyorum Malum bir ekonomi örgütüyüz. Biz yine de beynelmilel kalalım diyoruz. Hepimize kolay gelsin.
|

